Hafif Yaralama*





Atlar vurulduğu vakit yoldaki akislerine
Ayaklarını ver; kendiminkilerin üzerinde duramıyorum
Allahım kalbimin kırıklarını al
Ya da kalbimi
Kan tutuyor boğuluyorum
Dünyadan hıncımı alamadım
Murat değil kastettiğim
Başka bir şey
Kader yazıldığı gibi okunmaz lügatimizde
Nasıl seslensem, ne desem bilemiyorum
İmgeler kurban istiyor
Yüzümü bahara dönüyorum olmuyor
Bu öfke hep ondan mı yoksa
Biliyorum sanıyorum her seferinde
Çaresiz bir hastalığın uykusu gibi
Hiç fatiha bilenin olmadığı bir yerde ölmek gibi bir şeyler
Hayat komiktir belki de ama ben yaşayınca hüzünlü oluyor
Slogan atsam ferahlar mıyım acaba?
Bazen hiç akla gelmeyen ihtimaller gibi en yakın
Herkes birbirine sırlar veriyor
Ama herkes birbirine
Bir sırtı, bir omzu çok görüyor


Bir kreşe "Ana Kucağı" adı verildiğinde bitti bu işler
Aynada hüzün, tanıkla kanıt arasındaki bağlantı
Beyazın parlaklığı ürkütüyor bizi
Kamu menfaati, menfaatin kamusu
İnsan hayatı masumiyeti ispata adanmamalı
Allahım izin ver, yol göster, bağışla
Kapına gelmeye yüzümüz olsun
Her şeyi kendimden bekleyemiyorum
Ömrüm bir zahmet olarak geçip gidecek
Büyük konuşmalar büyük yükler olarak sırtımda:
Daha gelmedik mi?

Mola; vaylar şirketten, sizin yerinize pekala hayıflanabiliriz
Kaç bardak çay buğz gibi oldu da yüreğimiz bir türlü soğumadı

Çok devletli, az merhametli ama mahir
Az kalsın otomobil reklamlarına inanıyorduk
Bankacılarla hayatımız üzerine pazarlığa giriştik
Bir ölüm fotoğrafının negatiflerini sakladım bi'yerlere
Unutmayayım diye ip bağladım ayak başparmaklarına
Sular vurdum gassalların yüzüne
O ülkenin dilsizleri bile bir ayrı susuyordu
Katladım, muskaterapi seanslarına yazıldım


Daha gelmedik mi sahi?


Bunaltı hali bir süre sonra yerini bulantıya bırakıyor
Allah'a inanmayanları Allah'a havale ediyorum
Kader gülüyor
Tüm doğum günleri, geç kalınmış belalara yetişme telaşı
Şehrin en hakim tepesinde okçular
Ay'ı gözlüyor bir düşman olarak
Bilbordlar bilinsin istemiyor bilinmesi gerekeni, istemeyecek
Unutuyoruz, pekişsin diye nisyan ile malüliyet
Ben seni ıslanıyorum yağmur yerine
An geliyor, kendimi nereye koysam dolmuyor
Her yerin bulutu bir olmuyor, yağmuru da
Ben hep bir yanımı orda bırakıyorum
Ola ki bir gün dönerim diye
O kuru ekmeğin hatırıdır ellerimi bağlayan
En azından bir kuşun kalbinden
Kanı göğe damlıyor vurulunca
Kiralık katiller de ev kirası ödüyor
Çürümüş tezler, gönül ülkeleri arasındaki saat farkları
Bazı acıları Mors alfabesiyle ya da Braille alfabesiyle yazmalı
Ölmeden gözlerini hayata yumanlar için
Ve seslendi annem; "Az kaldı!"
Biz seni uyandırırız


-Murat Özel






*Bu şiir Mahalle Mektebi Dergisi'nin 16. sayısında(Mart-Nisan 2014) yayınlanmıştır.

Göğüs Kafesi


yaşamak; derdi, taşımak yorgun bir umudu
yaşamak derdi bölerdi en kaf uykuyu
sırtını ateşe verir de öyle derdi
derken buz tutardı içindeki kuytuyu


ben bunu derdim ardım sıra giderdim
suyun aksi keserdi bir kuyuyu
içimdeki kuşu taşlara vururdum
ardım sıra giderdim, yaşamak derdim



derdim dediysem sadece derdim
demek için beklerdim bir kuşluğu
dikenler arasından bir gül dererdim
derdim bu değildir derdim efendim

Ge-Hinnom


Küstün; we have a problem

O silahına davranınca ben de koynumdaki güle

Tomurcuklandı bir çocuğun gamzesi

Kılıcımı kırdım, kapımı kilitledim 

Sûr'dan duvarlara yaslanarak

Yolumuzun bundan sonrasına hatıralarla


 Küstün; we have a problem

Ah-u figan ağlayarak misilleme, muhafaza ve defans

Teşhiste hata olmaz; olur mu: Herkesin kaderi iki dudak arasında

Ben ise 'oy'umu nedamete vereceğim yine

Arada bir görünüp kaybolan bulutların aşkı için

"Oy ben öleyim" diyen bir anayla



 Küstün; we have a problem

Olmasa iyiydi ama oldu, hesap cüzlerinden bir netame : DAN

Borsa tahtalarına vur, tabelaları kurşunla 

İnsan bile birikmezken zamanede bir hal

Gelirse başa, hangi günü gördün;

Kalbini yanına almayı unutma!

Yangında ilk o işe yarayacak unutma




Göğsün ve karnın aşkla, kalbin ölümle bir ilgisi

'Oy' un ise kahırla, bıkkınlıkla, ünlemle

BETON ETKİSİ





Metin Kaçan'ın ıslanmamış muskasına...

Dünya bir hamam tası, dolaşır cenabet ellerde
Hâlâ öyle, değişen bir şey yok dünya denen bu yerde
Haysiyet cellatlarının kalabalık kartvizitleri var
Mezar taşlarında da envai çeşit ünvan, alkış, sonra?
Kıyamet!
Su soğuk, beton soğuk, deniz beton, ve mezar
Ya haysiyet cellatlarına kim muska yazar?
Toprağın üstündeki çıyan, akrep ve yılanlar
Yerin altındakilere keffaret olurlar
Bülbül ötüşlü akbabalar, ruhuna çöreklendi
Onların yüzüne intihar ettin intizar gibi
Yüzünden okuyabilirdi okuma yazma bilmeyen
Kenar mahalle, alt sınıf, taşra ve sen
Kolera bir salgından mahalle olurdu tekrar
O köprüden o gece atlamasan
Şimdi önce İstanbul'un, sonra bir kaç alt sınıfın
Boğazına düğümlendin, Gordion'un düğümü ne ?
Er ya da geç oturacaksın boğazlarına
Olmadı, iman tahtalarına
Hesap, kitap, dünya, yalan
Sen harbi hayalet, Sağlam gariban, ruhuna El-Fatiha
Beton etkisi, Sırat, Onlar, er geç her şey tamam.

İŞARET OLAMAMIŞ BİR ÇOCUK

Cahit Zarifoğlu'na...



Sen öldüğünde ben beş yaşımdaymışım
Dörtbuçuk da olabilir tam emin değilim
Şiirlerinle de biraz geç tanıştım üzgünüm
Bağışlanmamı diliyorum
Ben de senin gibi sevmekten yorgunum
Beyaz haberler vermişsin  ben yoktum
Bana ulaştıklarında kirlenmiş buldum
İsminin baş harfleri acz tutmuştu
Benim bir adım bile yok
Kuşlarda uzanmıyor sergilerimize
Ne böyle olabildim, ne söyleyebildim
Kolsuz hattat kimdi sahi?

Ben de, ben de bağışlanmamı diliyorum
Vasiyetini yerine getirdim; ilmihal okuyorum.