Bir Yokmuş, Bir Varmış, Bir Daha Yokmuş

Bir varmış, bir yokmuş. Böyle başlar masallar. Belki de şöyle başlamalıydı; Bir yokmuş, bir varmış, bir de bakmışsın yine yokmuş...

Bu söylediklerim dünya için geçerli tabi. İçindekiler için. Dünya denen gayya kuyusuna atıldık bir zaman. O'na olan inancımız ve itimadımız olmasaydı, herkes Kabilin adını yaşatmak için birbiriyle yarışacaktı. Bir kısmımız O'na inanıyorduk. O varsa, her şey olurdu, O'ndan gelene boynumuzu uzattık kıldan ince...

Dün başımızı sıvazlayan elin yokluğu ve bunun zihnimizde ve yüreğimizde oluşturduğu boşluk başka türlü çekilmezdi. Uğradığımız haksızlıklara başka türlü tahammül edemezdik. Zaten çekilmez olan dünya yoksa daha çekilmez olurdu şüphe yok.


Sevdiklerimiz birer birer giderken, kafamıza çakılan acziyet çivisini unuttukça, daha büyük darbeler iniyor. İyi ki öyle, çünkü insan sapıtan bir varlıktır. Hikmet denen şey de burada. Sevildiğimizi bilmiyoruz sadece. O bize bunu sık sık söylüyor; sevildiğinizi bilin.

Hem derdin, hem dermanın sahibinden bahsediyorum, daha ne olsun.





Hiç yorum yok: