KREDİSİ EN YÜKSEK DERS



Kimi ekinler göğ iken biçilir. Takdir-i ilahi. Elden gelen bir şey yok. Yapılabilecekler sınırlı. Çalan bir telefonla uyanırsınız. Daha uyku mahmurluğunu atamadan, bir süredir görmediğiniz arkadaşınızın, eşinizin dostunuzun vefat haberini alırsınız. Apar topar son vazifenizi yapmak için camiye koşarsınız. Genellikle zihninizde en son gördüğünüz haliyle canlanır. Bir de hatıralar… Son hali kötü ise o zaman durum vahim. O haliyle gelir aklınıza en çok. Pişmanlıkla beraber gelir geldiğinde.
Sonrası malum.

-Nasıl bilirdiniz?
-İyi bilirdik
-Haklarınızı helal ediniz!
-Helal olsun
-Haklarınızı helal ediniz!
-Helal olsun
-Haklarınızı helal ediniz!
-Helal olsun...

Bindirirler cenaze arabasına. Mezarlığa varılır. Önceden makine ile açılmış nizami çukura indirilirsiniz. Kimi yerde tahta, kimi yerde betondan parçalarla üzerinize serilen naylon bastırılır. İnsanlar, toprak atmak için adeta birbiriyle yarışır. Daha yakınlarınız biraz sitemkar, gözü yaşlı, vakti miydi der gibi atar toprağı. Mezarınızın üstünde bir toz bulutu oluşur, çukur dolana dek. O esnada imam yanında getirdiği seyyar akülü anfisiyle dualar okur. En son suyu getirirler. Toprağınızın üzerine dökerler. Sonra da birer birer gider insanlar. Uzaktan yakına doğru bir sıralamayla. Gözü yaşlı da olsa giderler. Hem ağlar, hem giderler. Daha sonra yine gelebilmek için midir bilinmez, giderler...

Otuz yaşındaydı, biyoloji okumuştu. Atama bekliyordu. Hayalleri vardı. Son dersini bize verip gitti. Bu kadar plana, programa, yalana, dolana, artistliğe lüzum yok diye kulağımıza fısıldayıp gitti.

Otuz yaşındaydı. Rakamla 30. Okulda bir değişiklik yapıp sala okudular zil yerine. Hayalleri vardı, son dersini bize verip gitti. Kredisi en yüksek dersi verdi; ölüm dersini. Bizler ise her suni teneffüste olduğu gibi oyuna daldık.

Hiç yorum yok: